Birgün değil, hergün özlenen adam

Bazı insanlar öldüklerinde yalnızca aramızdan ayrılırlar. Bazılarıysa gittikleri gün, geride bıraktıkları boşluğun ne kadar büyük olduğunu bize göstermeye başlarlar... Burhan Akdağ yazdı:

BİRGÜN DEĞİL, HERGÜN ÖZLENEN ADAM: SÜLEYMAN SEBA

Bazı insanlar öldüklerinde yalnızca aramızdan ayrılırlar.

Bazılarıysa gittikleri gün, geride bıraktıkları boşluğun ne kadar büyük olduğunu bize göstermeye başlarlar.

Süleyman Seba’yı tam 12 yıl önce bugün, 13 Ağustos 2014’te kaybettik.

Aradan on iki yıl geçti.

Ama Beşiktaş’ın kapısından içeri girdiğinizde, Dolmabahçe’ye baktığınızda, Çarşı’nın sokaklarında yürüdüğünüzde, Beşiktaşlılığın ne olduğunu anlatmaya çalıştığınızda onun adı hâlâ bir yerlerden çıkıp geliyor:

Süleyman Seba.

Futbolcuydu.

Başkan oldu.

Onursal başkan oldu.

Ama bunların hiçbirisi Süleyman Abi’yi tek başına anlatmaya yetmez.

Çünkü o, Beşiktaş için bir makamdan çok daha fazlasıydı.

Bir ölçüydü.

Bir insanın nasıl kazanması gerektiğinin, nasıl kaybetmesi gerektiğinin, rakibine nasıl davranması gerektiğinin, kulübünü nasıl sevmesi gerektiğinin ölçüsüydü.

Bugün çok kolay kullandığımız bir söz var:

“Beşiktaşlı duruşu.”

İşte o sözün ete kemiğe bürünmüş hâliydi Süleyman Seba.

Ben onu gazeteciliğe başladığım ilk yıllarda tanıdım.

Sonra sohbetlerimiz oldu. Beşiktaş’ta, Çarşı’nın çeşitli mekânlarında oturduk. Konuştuk. Dinledim. Nasihatlerini aldım.

Bugün geriye dönüp baktığımda insan bazı cümleleri keşke daha dikkatli dinleseydim, bazı sohbetler keşke biraz daha uzun sürseydi diyor.

Bir de bana sürekli söylediği bir şey vardı:

“Hadi gel, üye yapalım.”

Ben de her defasında erteledim.

Ha bugün, ha yarın...

Gençliğin insana verdiği o tuhaf duygu işte: Sanki sevdiğimiz insanlar hep orada olacak, sanki hiçbir şey için geç kalmayacağız.

Olmadı.

Beşiktaş’a ancak daha sonra, Serdar Bilgili döneminde üye olabildim.

Bugün Divan Kurulu üyesiyim.

Ama içimde küçücük bir ukde hâlâ durur:

Keşke üyelik formumda Süleyman Seba’nın döneminin izi olsaydı.

Bugünlerde Beşiktaş taraftarına zaman zaman kızıyorum, kırılıyorum.

Sergen Yalçın’ın istifaya çağrıldığı günlerde de kırıldım.

Ama sonra hafızam beni yıllar öncesine götürüyor.

Ve kendime şunu hatırlatıyorum:

Bu taraftar bir zamanlar Süleyman Seba’yı da “istifaya” çağırdı.

Evet.

Süleyman Seba’yı...

Bugün adını neredeyse Beşiktaş kelimesinin yanına yazdığımız adamı.

Demek ki futbol bazen insanın hafızasını, vefasını, sağduyusunu elinden alabiliyor.

Belki de Süleyman Abi’nin bize bıraktığı en büyük derslerden biri tam burada duruyor:

İnsanların kıymetini, onları kaybettikten sonra anlamamak.

Onu kaybetmeden bir gün önce Amerikan Hastanesi’ne gittim.

Yanımda Yılmaz Ulusoy vardı. Yılmaz Abim...

Futbolu çok seven, Süleyman Abi’yi çok seven bir dost.

Birlikte ziyaret ettik.

O ziyaretin ertesi günü haber geldi.

Süleyman Seba’yı kaybetmiştik.

Bazı haberleri gazeteci olarak alırsınız.

Bazı haberleri insan olarak.

O, benim için ikinci türdendi.

Çünkü kaybettiğimiz yalnızca Beşiktaş’ın eski başkanı değildi.

Sohbet ettiğim, nasihatini dinlediğim, bana “Hadi gelsin, üye yapalım” diyen Süleyman Abi’ydi.

Aradan 12 yıl geçti.

Futbol değişti.

Beşiktaş değişti.

Başkanlar geldi, başkanlar gitti.

Teknik direktörler geldi, gitti.

Futbolcular geldi, gitti.

Kupalar kaldırıldı, şampiyonluklar kutlandı, yenilgiler yaşandı.

Ama bazı isimler gitmiyor.

Çünkü onlar tabelalarda değil, insanların vicdanında yaşıyor.

Süleyman Seba da öyle.

Belki bugün Beşiktaş’ın en çok ihtiyacı olan şey de onun bıraktığı o eski ve çok kıymetli ölçüyü yeniden hatırlamaktır.

Başarıdan önce vakar.

Öfkeden önce sağduyu.

Paradan önce aidiyet.

Makamdan önce Beşiktaş.

Ve her şeyden önce insanlık.

Süleyman Abi...

Seni kaybedeli 12 yıl olmuş.

İnsan bazı insanların ardından “öldü” demeye hâlâ alışamıyor.

Ben bugün seni başkanlık koltuğunda değil, Beşiktaş’ın sokaklarında hatırlıyorum.

Sohbetlerimizi hatırlıyorum.

Nasihatlerini hatırlıyorum.

Ve o cümleni hatırlıyorum:

“Hadi gel, üye yapalım.”

Keşke Süleyman Abi...

Keşke o gün “yarın” demeseydim.

Ama şunu bil:

Bugün Divan Kurulu üyesi olarak taşıdığım Beşiktaş kimliğinin bir köşesinde senin sözlerin, senin nasihatlerin, senin bıraktığın terbiye var.

Beşiktaşlı çocuklara yıllar sonra bile “Beşiktaşlı duruşu nedir?” diye sorulduğunda uzun uzun tarif etmeye gerek yok aslında.

Bir fotoğrafını göstersinler.

Altına da iki kelime yazsınlar:

Süleyman Seba.

Ölümünün 12. yılında saygıyla, özlemle, rahmetle...

Mekânın cennet olsun Süleyman Abi.

Beşiktaş seni unutmadı.

Unutmayacak. 

BURHAN AKDAĞ 

EN ÇOK İZLENEN VİDEOLAR
youtube kanalımıza abone olun





Kişisel verileriniz Şirketimiz tarafından farklı kanallar veya ilgili mevzuat kapsamında kamu veri tabanları üzerinden ve farklı hukuki sebeplere dayanarak; sunduğumuz ürün ile hizmetleri sağlamak, geliştirmek ve ticari faaliyetlerimizi yürütmek amacıyla toplanmaktadır.

KABUL EDİYORUM ÇEREZ POLİTİKASI