Burak Bıyıktay: Maalesef Haklı Çıktım!

Beşiktaş eski Baş Antrenörü Burak Bıyıktay, www.Besiktasbasketboldernegi.com'a açıklamalarda bulundu. Bıyıktay, sezon başından bu yana tüm yaşananlarla ilgili ilk defa konuştu.

Beşiktaş eski Baş Antrenörü Burak Bıyıktay, www.Besiktasbasketboldernegi.com'a açıklamalarda bulundu. Bıyıktay, sezon başından bu yana tüm yaşananlarla ilgili ilk defa konuştu.

Sezon başında üst üste altı maç kaybettiniz ve Beşiktaş ile yollarınız ayrıldı. Bu ayrılığın ardından takıma yeni katılan isimler oldu. Sizin döneminizde de transfer konusu gündemde miydi? Yoksa sizden sonra mı takviye düşünüldü?

Evet maalesef zor bir fikstürle, yabancısız ve Furkan’sız lige başlamak durumunda kaldık. Bugün hiç süre almayan tecrübesiz iki genç oyuncuyla guard rotasyonunu çözmek zorundaydık. Buna rağmen hazırlık döneminde ve son anda kaybedilen maçlarda dahi oynadığımız oyun ve verdiğimiz mücadeleyle kamuoyunda beğeni topladık. 

Transfer konusuna gelince; alınan yabancı oyuncuların yetersiz olduğu kısa sürede ortaya çıktı ki, ben bu oyuncuların transferinde çekincelerim olduğunu önceden belirtmiştim. Özellikle oyuna yön verecek oyuncu ve dış şut eksiğimiz oldukça net görüldü. Daha sonra çok araştırıp James Blackmon’u buldum. Blackmon hem tecrübesiyle takıma faydalı olabilecek hem de dış şut eksiğini giderebilecek aradığımız oyuncuydu. O sırada Ercan’ın sakatlanıp en az 5 hafta sahalardan uzak kalacağı belli olmuştu. Furkan’ın da sezon başından beri takımla 1 ay dahi çalışamamasından dolayı bir de uzun transferi istedim. Ayrılmamdan bir gün önce şube yöneticisi Umut Şenol benden bir kısa, bir uzun oyuncu bakmamı istedi. Artık takviye konusunda aynı noktada buluşmuştuk. O akşam neredeyse tüm oyuncu menajerlerini arayarak bir PG ve bir 4/5 oynayabilecek oyuncu aramaya başladım. Ama her nedense ertesi sabah görevime son verildi. Ben ayrıldıktan hemen sonra bir kısa oyuncuyla anlaştılar (Joel Berry) ve bir tane de uzun oyuncuya (Troy Williams) sözleşme yollandı. Ancak Williams covid prosedürüne takıldığından gelemedi. Yerine başka bir oyuncuya (Jordan Caroline) teklif götürüldü fakat o da gelmek istemedi. Bu noktada yönetim uzun oyuncu transferinden vazgeçti sanırım.

Sezon başında alınan yabancılardan sadece Markell Johnson kaldı. De’Jon Davis ve Isaiah Blackmon sadece bir maç forma giydi. Sezon başındaki transfer hikayeleri nasıldı?

Bu konuda hatam olduğunu kabul ediyorum. Adı geçen oyuncuların alınmaması konusunda ısrarcı olmalıydım. Çünkü hiçbiri bizim ligimizde oynayacak kapasitede oyuncular değildi. Ama o dönemki Genel Menajer Ahmet Kandemir ucuz olduklarını ve beğenmezsek kolaylıkla yollanabileceklerini söyledi, ben de ona güvenerek kabul ettim. 

Bu denli genç bir takıma kesinlikle çok daha tecrübeli yabancılar alınmalıydı. PG için özellikle çok daha farklı isimler vardı. Hatta onlardan bir tanesi şimdi Bahçeşehir için oynayan Shannon Evans’ti.  Zorlukla aldırdığım James Blackmon şu anda Beşiktaş’ı sırtlayan en önemli isimdir.

D’Jon Davis’i bir şekilde yollamayı başardık ancak Isiah Blackmon’u hiçbir yere yollayamadık. Milli takım arasına kadar kulüpte kalmış sanırım. Sonrasında da kulüp, kontratını tek taraflı feshetmiş.

Yabancı tercihlerinde yapılan bu hatalar, takımın sezon başında aldığı kötü sonuçların maalesef en önemli sebebidir.

Beşiktaş, çok genç bir takım ve adaptasyon sürecinde birçok yenilgiler aldı. Şimdi ise play-off potasında. Size karşı sabırsız davranıldığını düşünüyor musunuz?

Evet, geçen sezon geldikten hemen sonra son derece zor koşullar altında neler yaptığım hatırlanacak olursa kesinlikle bunu hak etmediğimi düşünüyorum.

Böyle genç ve tecrübesiz bir takımın adaptasyon süresine ihtiyaç duyması çok normal. İlk defa bu kadar uzun süreler ve sorumluluk alan gençlerin bir adaptasyon süreci olacaktı elbette. Bunu şu an orada olanlar; başta Başkan olmak üzere, Genel Sekreter Mesut Urgancılar, Basketbol Şube sorumlusu Umut Şenol ve o zaman Genel Menajer koltuğunda oturan ve şimdi koç olan Ahmet Kandemir de çok net biliyordu. Sabır gösterilmesi gerektiğini yaptığımız toplantılarda defalarca konuşmuştuk. Bana ‘hocam siz sabredebilecek misiniz?’ diye sorduklarında ‘ben sabrederim fakat önce sizin sabırlı olmanız gerekir’ dedim ve maalesef haklı çıktım. İşin en trajikomik yanı, görevime son verilmeden bir gün önce akşam antrenmanından sonra ‘hocam oyuncu bak’ diye Umut Şenol’un odama gelmesidir. Ertesi sabah işime son verildiği yine aynı kişi tarafından tebliğ edildi. Takımın artık çıkış yapacağı bir maçın haftasında ve maçtan sadece 2 gün önce görevime son verdiler.

Kaldı ki eğer bu bir proje ise; Beşiktaş’a geleceğe dönük genç oyuncular kazandırmak, birkaç maç kaybetmekten daha önemli ve birincil hedef olmalıydı. Sanırım projeyi bir tek ben yanlış anlamışım. O günlerde ben oyuncularımın gelişimiyle uğraşırken, içerde maçlar kaybediliyor diye huzursuzlananlar ve kulis yapanlar varmış. Her yaptığım işin bir şekilde eleştirildiğini ve dışarıda konuşulduğunu da duyuyordum üstelik. 

Bandırma projesini ilk duyduğunuzda nasıl karşıladınız? Takımdaki gençlerle ilgili neler söylemek isterseniz? Milli Takım forması giyen oyuncular var artık, potansiyellerini nasıl görüyorsunuz? Beşiktaş için bu proje doğru bir adım mıydı?

Bu projeyi duyduğumda gerçekten çok heyecanlandım. Çünkü böylesi potansiyelli genç oyuncuları önce Türk basketboluna, sonra Beşiktaş’a kazandırmak benim için çok heyecan verici bir hedefti. Hatta Ercan Osmani’nin başlangıçta adı geçmezken, Bandırma’nın 2. Lig takımında oynarken, kendisini özellikle istedim. Beşiktaş’tan o dönem milli takıma çağrılan oyuncuların içinde Ercan da vardı. Diğer oyunculara gelirsek; Şehmuz zaten Bandırma’da geçen sezon da süre alan bir oyuncuydu. A Milli Takıma davet edilmişti ve gelişimine devam ediyor. Egehan Fenerbahçe’de senelerini bekleyerek kaybetmiş, ancak zaman zaman sahaya girebilen bir oyuncuydu. Egehan’ın milli takımın 3 numara pozisyonuna aday bir oyuncu olduğunu düşünerek transfer ettirdim. Ben ayrıldıktan sonra verilen sürenin çoğunu 4 pozisyonunda geçirdi. Furkan Haltalı uzun vadede hem Türkiye’nin hem Avrupa’nın önemli 5 numara adayları arasında. Bu grubun içindeki en genç isim ama daha önce de söylediğim gibi, sezon öncesi vertigo problemi, arkasından da covid olunca bir türlü takımla çalışamadı. Sadık Emir Kabaca da diğerleri gibi potansiyelli bir oyuncu. Bekleneni verememesine rağmen asla vazgeçmediğim bir oyuncuydu. Onun potansiyelini sanırım Mili Takım koçu Orhun Ene görmüş olmalı ki, aday kadroya çağırdı. Ömer Yasir Küçük ise diğerleri gibi altyapı milli takımlarında hep bulunmuş bir oyuncu. Ona hemen her maçta süre verip sahaya soktum. Benim ayrılmamdan sonra bulabildiği dakikalar sayılı. 

Bu projenin Beşiktaş’ın geleceğine maddi ve manevi katkı vereceğine herkesten çok inanıp, her platformda dile getirmeme rağmen, devamında başında kalmama maalesef izin verilmedi. Ben bu çocuklarla iyi işler çıkaracağıma çok inanıyordum. O günlerde “play off yaparız” dediğimde, “hedefi çok yüksek tutma hocam” deniyordu. Şu an gelinen nokta ise ortada.

Alperen Şengün’e ayrı bir parantez açmak istiyoruz. Hem Beşiktaş’ta hem A Milli Takım’da önemli işler yapıyor. NBA için adı geçiyor. Alperen’in hikayesini sizce nasıl ilerleyecek?

Alperen Türk basketboluna son zamanlarda gelen önemli bir yetenek. Müthiş bir parmak hassasiyeti, el ve ayak çabukluğu, ayrıca mükemmel bir hücum sezgisi var. Her geçen gün de bu yeteneklerinin üzerine koyarak devam ediyor. Yaşı henüz 18… Zamanla fiziksel olarak çok daha güçlü hale gelecektir ki, bu da şart. Ayrıca 3 sayı çizgisinin arkasından oyununu geliştirmesi gerekiyor ve bunun için de potansiyeli var. Bir gün onu NBA’de izleyeceğimize inanıyorum. Ancak daha çalışmaya ve gelişmeye devam etmesi gerekiyor.

Bu projenin devam edebilmesi, olgunlaşması ve gençlerin gelişim grafiğini sürdürebilmesi için Beşiktaş’ın bu oyuncuları en az 2 sezon daha elinde tutması gerekir. Aksi takdirde proje takım diye ortaya çıkmak bir anlam ifade etmeyecektir.

Ve son olarak Beşiktaş sizin yuvanız. Yine gel deseler yine gideceğinizi biliyoruz ama hem Beşiktaş ile hem de taraftarla ilgili bir mesajınız var mı?

Her evde, her ailede zaman zaman tartışmalar, görüş ayrılıkları olabilir. Hatta insanı üzen olaylar da yaşanabilir. Beşiktaş her şeye rağmen benim yuvam. Oyuncu ve antrenör olarak 21 senemin geçtiği bir kulüp. Ben tüm ilişkilerimde doğruluk, dürüstlük ve güven ilkelerimden ödün vermeden hep siyah-beyaz kaldım. Birlikte çalıştığım kişilere güvenirim çünkü güvenmediğiniz kişilerle çalışırken doğal olarak zorlanırsınız. Bu nedenle çok haksızlığa uğradığım, çok üzüldüğüm zamanlar da oldu ama beni tanıyanlar olmayan/olmayacak şeyleri, sadece şirin gözükmek adına, oldurmaya çalışmayacağımı iyi bilir. Her gittiğim yerde doğruları savundum. Bugün de olsa yine aynı kararları verir, aynı şeyleri savunurum.  Benim Beşiktaş’a senelerce verdiğim hizmetlerle ilgili vicdanım çok rahat. Bir gün tekrar kulübüme döner miyim diye sordunuz; insan nereye giderse gitsin yuvasını, büyüdüğü ve kendini ait hissettiği yeri özler elbette. Yönetimler gelir geçer, yüzler, isimler değişir, projeler başlar biter ama daim olan taraftarlıktır. Taraftarlığın gereği olan sevgidir. Kendimi bildim bileli Beşiktaş taraftarıyım. Geçen sezon kimsenin görevi kabul etmediği koşullarda takımın başına gelirken de aynı cümleyi kurmuştum; ‘Mevzu Beşiktaş ise benim için gerisi teferruattır’ demiştim. Bugün de aynı noktadayım.

EN ÇOK İZLENEN VİDEOLAR
youtube kanalımıza abone olun